Bir annenin anıları

“Geçmiş hayatlar terapi aktivitesinde, bir önceki hayatımda kızıl saçlı bir cadı olduğumu ve bir teker üzerinde yakılarak öldürüldüğümü gördüm. Çok tüyler ürpertici bir deneyimdi. Bütün hafta çok korkunç geçti: Vücut masajı yaptırdım, ayurvedik masaj, nefes egzersizi yaptım, meditasyon ve yoga yaptım, bioenerji seansına gittim, evrensel enerji seminerlerine gittim, kundalini enerjiyi deneyimledim. Derin denizlerde yüzdüm, depresyonu gidermek için bir sıcak bir soğuk duş aldım. Toksik insanları uzaklaştırdım. Hayatımdaki stresleri keşfetmek için bilişsel terapiye katıldım. Her yaptığım çalışmanın sonunda, kendi kuyruğunu yakalayan yılan gibi yine başlangıçtaki duruma geri döndüm. Daha o zamanlar glutensiz beslenme icat edilmemişti.

“Çocuk sahibi olmalısın” dedi bir gün doktorum. Çocuk sahibi olunca vücudun yenilenecek. Talimat verilmişti, yapılan onca şeyden sonra annelik de deneyimlenecekti.

Amerikan Hastanesi’nde sezaryen olmuş, büyük savaşlardan çıkmış yatarken, küçük bir bebeğin ağlama ve meme isteme sesi beni kendime getirdi. Sezaryen yarasını hiçe sayarak yataktan fırlayış, beynimin içindeki annelik zilinin çalması, kendini hiçe sayış ve bebeği her ne pahasına olursa olsun emziriş. İlk bağlanma ve o destansı annelik içgüdüsünün ortaya çıkışı.

Anne olalı tam 7 yıl geçti, Beykoz’un serin yaz başlangıçlarından birisinde, bir öğleden sonra arka bahçede, tam kuşlar cıvıldarken, elimdeki resmi mektup beni bankın üzerine çöktürdü. Tam midemin ortasına o anda bir yumruk atsalardı daha az acı verirdi. Telefonu elime alıp annemi aradığımı, mektupta yazan cümleyi anneme okurken, cümlenin içinde geçen kelimelerin anlamlarını teker teker önce yitirip sonra yeniden anlam kazandığını, kelimeleri ardı ardına dizince de ardındaki anlamı anlayamadığımı duyumsadım. Mektupta, WISC-R test sonuçlarında performans alt puanının sözel puandan daha üstte olduğunu yazıyor, paragrafın sonu “öğrenme güçlüğü olabilir” diye bitiyordu.

Nasıl yani, olabilir ne demekti, bir şey ya vardır, ya da yok, olabilir ne demektir? Öğrenmek mi güç olacak, yoksa hiç mi öğrenemeyecek, hiç okuma yapılamayan bir durumda dünyada nasıl yaşanacak? Yolda giderken levhalar okunamayacak, gazete küpürleri okunamayacak, harita okunamayacak.

Eğer bir travma geçirmiş olmam gerekiyorsa, geçirdiğim an bu andır, depresyonun tam anlamı ile benliğimi unufak parçalara ayırdığı, atomaltı partiküllerimin o yazıda geçen “öğrenme güçlüğü olabilir” yazısının yazdığı kağıdın üzerine bir damla gözyaşı olarak aktığı o andır.

Sezaryen yaram iyileşmişti, bu mektubun travması hayatın normal akışı içerisinde nasıl iyileşecekti, bunu ancak yine bir anne başarabilirdi. Tam hayatım bitti tükendi dediğim noktada, yine annelik içgüdüsü ile sırtımı bilime dayayarak bunun da üstesinden gelebildim.

Evde sabırla sürekli olarak uygulanan nörogeribildirim. Ne olacağını bilmezlik, sabrediş, inşallah daha iyi olacak diye yaradılışa teslimiyet. Günler günleri, aylar ayları kovaladı, ve ben oğlumla birlikte derin depresyondan okur yazar olarak birlikte çıktık. Bir dakikada 140 kelime okumaya kadar giden iyileşme, okuduğunu anlama ve notların 90’lara yükselişi.

Kazein, gluten ve şekerin kesilmesi ile gelen huzur, mutluluk ve iyilik hali. Hep mutlu ve huzurlu olabilmek, akıllı olabilmek ve cenneti bu dünyada yaşayabilmek. Endişelerin yokolması, ve kendini daha iyi ifade edebilmek. Bilime dayanan diyet ve Auto Train Brain, sebebi otoimmuniteye dayanan öğrenme güçlüğü gibi durumların bertaraf edilmesinde çok önemli bir rol oynuyor. Çocukları için bu cennete geçişi sabırla anneler yapacak, çünkü cennet annelerin ayakları altındadır.”

#BenimAnnemSenYaparsın

Related Posts