Öğrenme güçlüğünü kabulleniş

“Bazı insanların kaderi planları daha büyük test ve deneyim içerir. Bazen kaderinizi kabul etmekte zorlanırsınız, ama bunu ne kadar hızlı kabul ederseniz o kadar hızlı ilerleme kaydedersiniz.

Annem beni normal doğumla dünyaya getirmiş, ama doğum esnasında uzunca bir süre oksijensiz kalmışım. Otoimmun problemlerimin başlangıcı belki de bu noktaydı, belki de genetik kodumda yazılıydı. Çünkü aile geçmişime ve akrabalarıma baktığımda, epilepsi ve erkek çocuklarda öğrenme güçlükleri var.

Çocukluğumda,  bir kaç kez ağır alerji vakası geçirdiğimi hatırlıyorum: bir doktor babama benim vücudumda çıkan kızarıklıklardan dolayı öleceğimi dahi söylemiş.

İlkokula 5 yaşında başladım, okumada güçlük yaşamadım. Ama sosyalleşmede sorun vardı sanırım. Fen lisesi sınavını kazanamadım, ama 16 yaşında Üniversiteye başladım. Anksiyete, içe dönüklük, sosyalleşememe, özgüven eksikliği hep hayatımda varolan semptomlardı, bir de dispraksi. Ama akademik olarak başarılı, çalışkan, cici çocuklardık. Bir problem olduğu yönünde herhangi bir öğrenme güçlüğü tanısı almadan büyüdük, çok şükür.

Ama iş 21. Yüzyıl çocuklarına gelince iş değişiyor. Maalesef onlar hızlı bir şekilde tanı alıyorlar. Belki sezaryenle doğum, belki endüstriyel tarım ürünleri, modern hayat, onların bizim kadar normale yakın büyümemizi sağlamıyor.

Bir anne olarak benim bu ürünü geliştirme yoluna girişim, onu toplum tarafından kabul edilir, en azından yaşamda kalma becerilerinin en önemlilerinden okumayı becerebilir konuma getirme yolunda bir çabadır. Literatürde yeri olan, bilimsel, binlerce makalede bahsedilen nörogeribildirimi eve yan etkisiz taşıma çabasıdır. Onun arkadaşları ve öğretmenleri tarafından kabul görmesi, öz güveninin yükselmesi yolunda bir anne olarak bitmez tükenmez bir enerji ve çaba ile iyi etme arzusudur. Oğlum için istediğim iyi geleceği sizlerin çocukları için de isteme, yaptığım çalışmaları sizlerle paylaşma çabasıdır.

Benim bu yolculukta öğrendiğim, sonsuz bir kabul süreci. Onun varolmasına saygı, sevgi, ona varoluşunda sonsuz bir destek sunmak.  Bu yola çıktığımda, onun nörogeribildirim almasında tek bir dileğim vardı, onun en azından okumayı becermesi. Hayatta okur yazar olabilmesiydi. Çünkü okuyamadan 21. Yüzyıl dünyasında varolmak gerçekten çok zor.

Ama hiç bir zaman onu değiştirmek, ya da sınavlarda birinci olmasını istemek gibi bir amacım olmadı. Onun mutlu olması en birinci isteğim oldu. Çünkü otoimmun problemler, stres tepkisi ile artıyor ve kötüleşiyor, onu strese sokmayı hiç istemedim.

Geldiğim noktada, buz pateninden basketbola pek çok sporu yapan, 10 parmak piyano çalan, ortaokul bitirme ortalaması 95 olan bir genç oldu. 7 yaşında ölçüldüğünde, performans IQ’su ile sözel IQ arasındaki fark 20 puandan fazlaydı, yine de üstün zeka tanısı alıyordu, 16 yaşında performans ve sözel IQ arasındaki farkı kapatmış bir üstün zekaya Auto Train Brain ile yükseldik. Şimdi o bir ergen, tüm endokrin sistemi tıpkı bir hamile bayan gibi çok büyük değişim gösteriyor, çalkantılı, bana da bu gelişime ayak uydurmak, onu olduğu gibi kabul etmek, sadece hedef göstermek ve hayatın ona iyi davranmasını dilemekten öte başka bir katma değerim maalesef yok.

Onun hayatta kendi yolunu bulması, içindeki yetenekleri ortaya çıkarması konusunda elimden geleni yapıyorum. Otoimmun problemler hayat boyu farklı yaşlarda farklı şekilde onu etkileyecek, bunu biliyorum ve kabulleniyorum. Ama bir kelebeğin kısa da olsa yaşamında tüm renkleri ve güzellikleri barındırması ve göstermesi gibi onun da içinde varolan yaratıcı gücü ifade edebilmesinde annesi olarak desteklediğimi ve elimden geleni yapmaya çalıştığımı bilmesini istiyorum.

Allah hepimizin çocuklarının önünü açsın, onları öğrenme güçlüğünü aşıp kendilerini ifade etmeleri konusunda cesaretlendirsin, ve onları Auto Train Brain ile okur yazar oldukları mutlu bir gelecekle müjdelesin.”

Related Posts